Pandemi ile Hayatım Nasıl Değişti

Yaklaşık 3.5 aydır evden çalışıyoruz ve bu süreçte hayatımda değişen metrikleri detaylı olarak analiz ettim ve bu yazıda paylaşıyorum. Peki bu sürecin sonunda pandeminin kazananı kim oldu?

Pandemi ile Değişen Hayatımız

Yaklaşık bir ay kadar önce Userspots tarafından düzenlenen ve Mustafa Dalcı ile birlikte katıldığımız, pandemi günlerinde değişen deneyimleri konuştuğumuz bir webinar’ın son sorusuydu bu yazının ilham kaynağı: “Peki sizce pandeminin kazananı kim?”

Cevabı proje yöneticisi kimliğim ile yanıtlamadan önce Can olarak yanıtlamış ve “ben” demiştim detaylarını belirtmeden. O esnada yaklaşık iki ay boyunca evden çalışan, ekip ve proje yöneten bir kişinin ince şakası olarak nitelendirilmiş olsa da, işi bir kenara bıraktığımızda gerçekten pandeminin kazananlarını sıralamam istense hayatının ilk 66 yılı boyunca Whatsapp’a ışık yılı mesafede duran, fakat bana şu an “hallederiz” emojisi gönderen annemin hemen yanına kendimi yazmaktan kesinlikle çekinmem.

Benden bu yazıyı yazmamı istediklerinde -daha doğrusu ofis içerisinde yaptığım sunumu bir yazıya çevirmemi istediklerinde- evde geçirdiğim 117.gündü, bugün ise 131.gün.  Yaşı yetenler için fazlasıyla uzun sürmüş bir Mehmet Ali Birand programı değil, bizzat 9 Mart tarihinden itibaren evde geçirdiğim süre. Rakamsal olarak incelediğimizde yaklaşık 25 hafta sonu ve yine yaklaşık olarak -kendi adıma- bir yıl boyunca evde geçirdiğim ortalama süresinden daha fazla bir zaman dilimi… O kadar uzun ki evden nasıl çıkıldığını unuttuk -evden çıkarken ne alınırdı, dış kapı neredeydi, otoparktan mı çıkıyorduk…

Pandemi ve karantina süreci ilginçtir ki 9 Mart’ta döndüğümüz Atina gezisinin hemen arkasına denk geldi. 14 gün kendimizi eve kapatmamıza sağolsun önce tüm Userspots, sonrasında tüm ülke eşlik etti ve sabah 7’de evden çıkıp, akşam 7’de eve dönen insanlar olarak ne yapacağımızı bilememek konusunda yalnız olmadığımızı bilmek bizi bir nebze de olsa rahatlattı. Bu rahatlık ilk iki hafta, her evden çalışan beyaz yakalının yaşadığı yolları bize de açtı;

  • Evde pizza yapalım
  • Evde lahmacun yapalım
  • Evde poğaça yapalım
  • Evde börek yapıp arasına lahmacun koyalım

Gerçekten de evde uzun zaman geçirme şansı bulamayan bizler için evde vakit geçirmek ve bu vaktin bir kısmını yıllar boyu yemek programlarında izlediğimiz şeylerin gerçekten evde yapılabilir olduğunu kanıtlamak ile geçirmek güzel olsa da ilk iki haftanın sonunda aldığımız ekstra 30.000 kalorinin bizi COVID-19’dan bağımsız olarak kolestrolden öldürebileceğini fark ettiğimizde eşimle birlikte bu evden çalışma sürecindeki BRIEF’imizi değiştirmenin gerekliliğini net olarak fark etmiştik. Burada hem Userspots, hem de eşimin çalıştığı bankadan gelen daha uzun bir süre evde olacağımız açıklamaları bizi uyandıran etken oldu.


Bill Murray’in efsane filmi Groundhog Day’i izlemeyenimiz azdır diye tahmin ediyorum. Spoiler vermeden aynı günü tekrar tekrar yaşayan bir karakteri anlatan bu filmde karakterin bu süre içerisinde geliştirdiği özelliklere dair istatistikler araştırılmış ve bir konu üzerine “uzman” olmak için 10.000 saatlik bir çalışma süresi gerekliliği ile birlikte Bill Murray’in oynadığı karakterin bir piyanist ya da buz heykeltraşı olması için gereken belli rakamlar elde edilmişti. Konu ile ilgili detaylı -ve ilginç- yazıya buradan ulaşabilirsiniz;

https://www.ifc.com/2011/02/the-precise-number-of-groundho


Bu filmden yola çıkarak ufak bir hesaplama yaptım. Her sabah 6:30’da kalkıyorum ve yolda geçirdiğim yaklaşık bir saat sonrası 8:00 gibi ofiste oluyorum; akabinde akşam 18:00’de -en erken- ofisten çıkıyor ve yine yaklaşık bir saatlik yolculuk sonrası evde oluyorum. İşin psikolojik boyutlarını bir kenara atarsak yolda geçirmek zorunda olmadığımız ve bu bağlamda yine yolda konforlu vakit geçirmek adına uykudan feragat etmek zorunda olmadığımız yaklaşık 4 saatlik bir zamana sahip olduğumu fark ettim. Yani aslında durum “günde ekstra yaklaşık 4 saatiniz olsaydı ne yapardınız” sorusuna geldi. Kaliteli bir soruydu..

Her ne kadar bu konuya birazdan yazacağım kadar teorik yaklaşmamış olsam da süreç temelinde şu sıra ile işledi;

  • Ne yapmam gerekiyor ve ne kadar vaktimi alıyor? -uyumak, uyanmak, çalışmak, yemek yemek, temizlik.
  • Ne yapmam gerekmiyor ve ne kadar vaktimi almıyor? -yolda geçen süre, toplantıya giderken yolda geçen süre, yol yol yo yol…


Buraya kadar gayet rutin sorular olmakla birlikte, kilit nokta bir anda gelen üçüncü soru oldu;

Neler yapabilirim?

Bu soruya cevap vermeden önce çalışma odama sadece bir göz gezdirmek yetmişti aslında -daha fazla kitap okuyabilirim, daha çok müzik dinleyebilirim, gitar çalışabilirim, bir şeyler izleyebilirim, oyun oynayabilirim, spor yapabilirim… Düşünseniz günde en az 4 saat size kalıyor. Gerçekten ne yapabilirsiniz?


Pandeminin Türkiye sürecinin ikinci haftasından itibaren “ne yapabilirim” sorusunun cevapları ışığında günlük çalışan deneyimimi değiştirdim, fakat bunun detaylarına yazının sonunda rakamsal detaylar verdiğim noktada geleceğim; zira bu adım sonrasında ortaya çıkan bir soru daha oluşacaktı.

Uyumak dışında günde ortalama 4 saatinizi evde geçiriyorsanız bu süreyi 24 saate çıkardığınızda belli başlı problemler oluşacaktır. Benim için buradaki en büyük problem… “Kahve”. Bu problemleri takiben ortaya çıkan soru ise;

  • Neler yaparsam hayatım/deneyimim daha iyi olur?

Burada -maalesef- eve yatırım yapma gerekliliğimizi fark ettik. Bunu ilk fark etme sebebimiz de sahip olduğumuz kapsül kahve makinasının maliyetinin çok yüksek olmasıydı. Normal zamanlarda günde iki kapsül kullanırken ofis alışkanlıklarını eve taşıyarak günde 8 kapsül tüketmeye başlayınca doğalgaz faturası kadar kahve kapsülü masrafımız olduğunu fark ederek ufak bir hesaplama ile evin ilk ve en büyük ihtiyacının bir kahve makinası olduğuna karar vererek ilk yatırımımızı yaptık. Yine bu süreci takiben evde bir kedi ile yaşıyor olmamız ve kendisinin tüy dökme konusunda iddialı olması sebebi ile evdeki temizlik sürecimizi azaltacağını düşünerek bir temizlik robotu aldık. Bu süreç içerisinde yaklaşık 50 gün geçmiş ve henüz dışarıdan bir şey tüketmemiş, günde 3 öğün yemeği evde pişirir bir düzene geçtiğimiz için son adımda da aldığımız şeylerin daha kaliteli olabileceğini düşünerek belli noktalarda eve aldığımız ürünlerde daha seçici olmaya başladık -evet maliyetler bir kısım arttı.

Peki bu debrief sürecine paralel olarak ilerleyen hayatımda ne değişiklikler yaptım? 

Öncelikle bir rutin oluşturdum. Bu rutini oluştururken de uyku dışında kalan tüm vaktimi yeniden planladım; zira bir çoğumuzun en büyük problemi bunu planlayamamak ve evde kaldığımız sürece uyku ve iş arasında gidip gelmek. Bu yüzden acil durumlara pay bırakacak şekilde çizgileri net bir şekilde belirleyerek iş sürecim ile kişisel zamanımı olabildiğince temiz bir şekilde ayırdım. Zaten yola ve yüz yüze toplantılarda geçen süre aradan çıkınca çalışacak o kadar fazla vakit kalıyor ki mesai süresi içerisindeki verimliliğin artışı kaçınılmaz oluyor. Buna ek olarak evden çalışmanın bazı artılarını da bu aralara serpiştirmek mümkün oluyor. Örneğin ofis ortamında çalışırken ya da yolda metrobüste bir santimetrekarelik alanda dengede durmaya çalışırken sadece eve geldiğimde sakin kafa kitap okuyabilirken şu anda mesai sürecinde 10-15 dakikalık göz dinlendirme aralarında kitap okuyabiliyorum. Ki zaten şöyle de bir gerçek var, 8 saatlik bir mesai içerisinde asla 8 saat aralıksız olarak çalış(a)mayız. Ufak aralar, araya giren işler derken buradaki verimli çalışma süresi olarak 5 saati geçebilen herkesi takdir etmekle birlikte, ben buradaki gerçekten verimli çalışma süresinin 3-4 saat aralığında olduğunu tahmin ediyorum -iyimser bir şekilde. Dolayısı ile bu zamanı iyi planladığımız noktada kendimize ayırabilecek çok fazla vakit olduğu tekrar tekrar karşımıza çıkıyor…

Peki bu kadar atıp tuttuktan sonra ne elde ettim?

Öncelikle günde ortalama 2 saatimi metrobüste geçirmeyerek psikolojik olarak yüklü miktarda toparlandığımı söylemem gerekiyor. Bir çok kişiden bu pandemi süreci boyunca çok sıkıldıklarını, depresyona girdiklerini falan duydum; fakat günde 2 saatini metrobüste geçiren bir kişiye evden çalışmak zorunda olduğu için depresyona girdiğinizi söylerseniz içten bir kahkaha ile karşılaşacak olmanız muhtemeldir. Buna ek olarak toplantılar ve toplantılar için de yollarda geçen süreyi çıkardığımızda işe ayırdığımız vakit -aylık raporlarımdan da kontrol ettim- %150 oranında artmış, ki bunun ben ve ekibim tarafındaki artış yansıması farklı hesaplamalar kullanarak yaptığım hiçbir bilimsel dayanağı olmayan rakamlara göre %85-%95 aralığında değişiyor.


Kişisel deneyimime dayanarak zaten müzik ile çok içli dışlı olmama rağmen müziğe ayırdığım zaman %400 oranında artmış. Buna müzik dinlemeye, enstrüman çalmaya ve hatta müzik ile ilgili makale/kitap okuma sürelerim de dahil. Nasıl olduğuna dair kısa bir açıklama yapmak gerekirse spor yaparken müzik dinle; iki toplantı arasında kafa dağıtmak için 15 dakika gitar ile oyna, hatta çok uzun bir maili okurken gitar ile oyna…

Kitaba ayırdığım süreyi hesapladığımda gerçekten gözümden yaş geldi, zira hayatımın son 10 yılında kitap ile en içli dışlı olduğum dönem Kabataş’ta ofisi olan bir ajansta çalışırken vapur kullanabildiğim o güzel günlerdi. O günden sonra normal kabul ettiğim süreyi göz önüne aldığımda kitaba ayırdığım süreden ziyade okutuğum kitap sayısı yaklaşık %250 civarında artmış. Buna günün her saatinde kitap okuyabiliyor olmanın katkısı büyük olsa da, kitaba yaptığım masrafın da geçtiğimiz 6 aya göre %100’ün üzerinde artmış olması işin farklı bir boyutu.

Spor ve sağlık tarafı bu süreçte bana en büyük katkıyı ve açıkçası dayanağı sağlayan kısım oldu. Akşam en iyi ihtimalle 19:00’da eve dönüp, yemek yiyip sporu boşveren, belki son 1 yıldır düzenli olarak spor yapmamış bir kişi olarak pandeminin üçüncü haftasından itibaren günde 15 dakika ayırarak başladığım düzenli spor sürecimi yaklaşık iki hafta sonra 30 dakikaya arttırdım. Şu an ise haftada en az 5 gün günde bir ila bir buçuk saat kadar spor yapıyorum. Bunun 40-60 dakika arası sabah koşu, kalanı ise mesai sonrasında evde yapılan ve internetten rahatlıkla ulaşılabilecek rutin programlardan oluşuyor. Yine bunu rakamsal olarak karşılaştırdığımda spora ayırdığım sürenin yaklaşık %500 oranında artmış olduğunu söyleyebilirim. Bunun yansıması olarak da 84,5 kg olarak başladığım bu sürece şu anda -trompetlerin çalması gereken an şimdidir- 75,5 kg olarak devam ediyorum. Ne yalan söyleyeyim, hayatımda çok uzun zamandır bu kadar iyi hissetmemiştim.

Son olarak işin finansal boyutlarına gelirsem…

  • Mutfak ve ev masrafımız %7 oranında artmış,
  • Buna karşılık olarak dışarıdan siparişlerimiz %100 oranında düşmüş.
  • Son 2 yıl içerisinde eve yaptığımız yatırıma göre %45’lik bir artış olmuş.
  • Buna karşılık sosyal harcamalar -son iki hafta güncellemesi ile- %98 oranında düşmüş. 



Yine yazıyı rakamsal bazı detaylar ile bitirmek gerekirse bu sürecin beni evimle barıştırdığını, kişisel zaman ve bütçe yönetimi konusunda kendimi baya bir geliştirdiğimi ve uzun vadede hayatımı ne yönde ilerletmek istediğimi netleştirmek konusunda büyük katkı sağladığını belirterek magazin gazetesi tadında bir son ile -yazıyı buraya kadar okuyabildiyseniz- teşekkürlerimi sunarım; İŞTE O RAKAMLAR;

  • 18 Kitap
  • 126 (yeni) albüm
  • 50+ film
  • 50+ bölüm dizi
  • 3 dergi yazısı (2 tanesi henüz yayınlanmadı)
  • 16 saat online fotoğrafçılık dersi (ve 2 makara film)
  • İçilmeyen 200+ sigara

+17 daha…


Ümidim şu ki bu süreçten öğrendiklerim(iz)i bundan sonra da hayatımızı planlarken kullanarak, hayat kalitemizi belirlediğimiz bu seviyede tutabilmek ve her beyaz yakalının hayatının en az bir döneminde yaşadığı o depresif moddan olabildiğince uzak duracağız.


Evet.


Hazırlayan;

Project Manager

M. Can Şahinoğlu

Çevrendekilerle Paylaş !

Userspots Bülten
Her ay tasarım ve teknoloji üzerine yeni stiller, dijital ürünler, projeleriniz için kaynaklar, tasarım ilhamları ve daha fazlasına sahip bülten.
2300’den fazla kişinin kayıtlı olduğu kulübümüze katıl !
Başvuru için teşekkürler. En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz.
Lütfen eksik bilgileri tamamlayıp, tekrar deneyin.